Kapı Dışında Bayram

Sabah daha tam doğmamıştı,  Fırat’ın üstünde ince bir titrek ışık, Çarşı yarı uykulu, Ama çocuklar… Çocuklar çoktan bayram.  Kurdeleler kırmızı, Gömlekler ütülü, Ayakkabılar biraz büyük ama umut tam ölçü… Bir tek o eksik. Başında bir dünya yükü, Yuvarlak bir tepsi değil sadece, Simit değil taşıdığı— Çocukluğunun ağırlığı. “Sıcak simit…” diyor, Sesi kalabalıkta kayboluyor. Bayram, en …

Sabah daha tam doğmamıştı, 
Fırat’ın üstünde ince bir titrek ışık,
Çarşı yarı uykulu,
Ama çocuklar…
Çocuklar çoktan bayram. 

Kurdeleler kırmızı,
Gömlekler ütülü,
Ayakkabılar biraz büyük ama umut tam ölçü…
Bir tek o eksik.

Başında bir dünya yükü,
Yuvarlak bir tepsi değil sadece,
Simit değil taşıdığı—
Çocukluğunun ağırlığı.

“Sıcak simit…” diyor,
Sesi kalabalıkta kayboluyor.
Bayram, en çok onun sesini duymuyor.

Okul kapısı…
Demir parmaklıklar…
İçerde bir memleket kurulmuş sanki,
Dışarda tek başına bir çocuk.

Bir adım atıyor,
Sonra duruyor.
Çünkü bazı kapılar
Anahtarla değil, kaderle açılıyor.

Ellerine bakıyor—
Susam kokusu, un izi,
Oysa birazdan tutulacak eller
Bayrak kokacak.

Bir kız geliyor içerden,
Bayramın içinden kopup gelen bir parça gibi:
“Kaça?” diyor.

“Bugün parasız, beleş” diyor çocuk.
Kızın küçük ellerinden bir bayrak,
Uzanıyor büyük bir hakikat gibi:

“Bugün herkesin…”

Titriyor çocuk,
Bayrağı tutarken değil—
İlk kez bir bayrama ait olurken.

İçerde marşlar,
Dışarıda sessizlik,
Ama rüzgâr aynı rüzgâr…

Ve o an
İki dünya birbirine değiyor
Bir çocuk eli kadar.

Bir elinde simit,
Bir elinde memleket,
Gözlerinde yarım kalmış bir oyun.

Ve fısıltıyla,
Sanki kendine bile çekinerek:

“Ben de…” diyor,
“Ben de çocuğum.”

Yazar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mehmet Yağıbasan

Mehmet Yağıbasan