Geri sardım ben de, Where Is My Mind?’ı kaset çalarlarımızda kurşun kalemlerimizle defalarca başa sarıp dinlediğimiz vakitlere. Yanından hiç ayırmadığın walkman’ini, gözaltı morluklarını, uzun kollarıyla ellerini yutan Kurt Cobain hırkanı, alelade bir kalemi sıkıştırıp topladığın saçlarını sevdiğim O vakitlerdeki bize geri sardım. Şimdi sardım, kurşun kalemimle. Anasıyla kavgalı insan yavrusunun ötekiyle kurduğu ilk bağ - …
Geri sardım ben de,
Where Is My Mind?’ı
kaset çalarlarımızda
kurşun kalemlerimizle
defalarca başa sarıp
dinlediğimiz vakitlere.
Yanından hiç ayırmadığın
walkman’ini,
gözaltı morluklarını,
uzun kollarıyla ellerini yutan
Kurt Cobain hırkanı,
alelade bir kalemi sıkıştırıp
topladığın saçlarını
sevdiğim
O vakitlerdeki bize geri sardım.
Şimdi sardım,
kurşun kalemimle.
Anasıyla kavgalı insan yavrusunun
ötekiyle kurduğu ilk bağ –
anasından daha mı çok sahi
ötekinin emeği?
Nasıl da her şeyimizdi
Fight Club.
İlk isyanımız,
ilk çatışmamız,
ilk kendimizi biricik,
kendimizi dışında,
kendimizi dışarıda
zannedişimiz.
Evet, zannedişimiz…
Biçimsiz, şekilsiz kestiğim
Marla Singer saçlarım,
senin çabasız ve serseri
güzelliğin…
Hiçbir şeyin umurumuzda olmayışı,
filmlerden başka.
“Damağındaki çizik dilinle oynamasan geçer,
ama duramıyorsun, oynuyorsun.”
be yavru kuşum.
Öğrenciyken terk ettik birbirimizi
hatırla,
sence benim,
bence senin terk ettiğini…
Kimin kimi eksilttiği,
kimin kimi daha çok sildiği,
neyse ne.
Yıllar sonra,
iki öğretmen olarak,
-ki biliyordum ikimiz de bırakacaktık
bu mesleği bir noktada-
hikâyemizin adını hâlâ bilmediğim
senaristi tarafından
yeniden fırlatıldık
aynı koordinata
saçma sapan bir şehirde,
milyonda bir ihtimalle.
Nasıl da ustaca
görmezden geldin beni ama…
Sanki
hiç tanışmamışız,
hiç olmamışız
gibi…
Seçilmiş bir yok sayma.
Büyümek de tam olarak
böyle bir şeydi galiba.
Yazar




