SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ? Sizin hiç babanız öldü mü?Benim bir kere öldü kör oldumYıkadılar aldılar götürdülerBabamdan ummazdım bunu kör oldumSiz hiç hamama gittiniz mi?Ben gittim lambanın biri söndüGözümün biri söndü kör oldumTepede bir gökyüzü vardı yuvarlakŞöylelemesine maviydi kör oldumTaşlara gelince hamam taşlarınaTaşlar pırıl pırıldı ayna gibiydiTaşlarda yüzümün yarısını gördümBir şey gibiydi bir şey gibi …
SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?
Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Şöylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?
Cemal Süreya
1953
‘Sizin hiç’ sorusuyla başlayan bir şiir, üstüne çok yazıp söylenmiş. Yorumların ve anlamlandırmaların çoğuna katılmıyorum.
‘Şairin yaşamı da hayatına dahil’ diyerek işaret parmağını sallayan ahlak düşkünü etik ve estetikten habersiz, çalma çırpma yorumlarla şahsına şöhret yapma dertlisi sanat sevici amca ve teyzelerimiz, kendi ormanlarına bakmadan Cemal’in şiirlerinde olmayan kıllar aramaktadır. Olan şey ise kıl tüy değil, hüzündür.
Şairin yaşamı da dahildir kuşkusuz varoluşuna. Ama eğer ‘yaşam’ dediğimiz gerçekliği doğru okuyor ve yorumluyorsak, doğru sonuçlara varabiliriz bir şair hakkında. Hatta şiirlerini doğru anlamlandırma şansına sahip olabiliriz.
Ötekileştirmenin en güçlü iz sürücüleri şairlerdir.
Hele kendileri de bir ötekiyse.
Cemal bir ötekidir. Çünkü Kürt’tür. Çünkü yaşadığı topraklardan ailesi ile sürülmüş ve bambaşka bir kentte yaşamaya mahkûm edilmiştir.
Resmi tarih, kelimeleri ne kadar yumuşatırsa yumuşatsın o bir sürgündür. İçi hüzün dolu bir çocuktur.
İlk öteki olan kadın, cinsel tecavüze uğradığında utanç duyar. Kendini ve bedenini ve ruhunu aşağılanmış hisseder.
Bütün ötekiler de ötekileştirene duydukları öfke kadar, mağduriyetlerinin de utançlarını gönüllü yüklenirler. Çünkü hâkim ideoloji onlara böyle öğretmiştir. Onları ötekileştireni değil, kendilerini suçlayıp, utanç duymaları gerektiği üzerinden eğitir. Cemal, bu eğitimden nasibini almıştır. Başkaldırısı bu nedenle daha çocukken başlamıştır. Başkaldırının en güçlü dili şiirle kavuşması da ondandır.
Çocukluğunda başına gelenleri, az buçuk anlayan çocuk yürek teselliyi bulacağı ana göğsünden çok erken ayrılmıştır. Bu zorunlu göçün daha doğrusu bu sürgünlüğün bilincine henüz erememiş çocuk yürek, suçlu olmadığını ona söyleyecek bir annenin güven veren kokusundan, sesinden ve anadilinden kopuk yaşamaktadır. Annesi, o daha çok küçükken ölmüştür. Karanlık bir dönem o süreç: Otoriter bir baba ve annesiz çocukları. O dönemde ne yaşandı, çocuk Cemal’in başına neler geldi bilinemez.
Ama çok açık ki göz yaşlarını göstereceği kimsesi yoktur, özlemini paylaşacağı bir sıcak kucak yoktur. Çünkü baba şefkatsizdir. Sevgisini açıkça göstermemeyi babalık sayanlardan. Üstelik erkekler ağlamaz.
Asıl işkence budur işte: Bir babanın ezerek, çocuklarını erkek büyütmeye çalışan bir otoritenin öpmeyi bilmeyen şefkatsiz varlığı -önce öp sonra doğur beni dizesi anne özlemiyle birlikte babasının şefkatsizliğine duyduğu öfkenin de haykırışıdır-. Annesizliğin karanlığını şiirlerinde daha açık söylese de çocukluğu konusunda aslında alabildiğine kapalıdır Cemal. Sizin Hiç Babanız Öldü mü? şiirinde de bu kapalılığı koruyor. İlk bakışta babasını çok seven bir çocuğun üzüntüsünü dile getirişi gibi sanki dizeleri.
Eğer Cemal’in babasını da hayatına dikkatle dahil ederseniz, sabun köpükleri temizleniyor ve gözünüz açılmaya başlıyor.
‘Babamdan ummazdım bunu kör oldum’ dizesi, en açık anlamlandırmayla, yaşarken ona babalık etmeyi beceremeyen onu üvey anne eline fütursuz teslim eden babasını ölmeden öldüren bir çocuğun ondan beklemediği, hiç ummadığı bu körlüğü nasıl derin bir öfke ile hissettiğidir. Aslında babasının bakar körlüğüdür onu inciten. Babalar kör olmaz çünkü. Körlüklerini kabul etmezler bir türlü bu coğrafyada. Çocuklarını kör ederler, kendi körlüklerinin tanığı olmasınlar diye.Hani çok iyi bildiğimiz bir söz vardır: ‘Annenin sağlığında babanın bir gözü görür, anne ölürse o da kör olur’. İşte kör olan Cemal’in babasının gönül gözüdür.
Çünkü Cemal’in babası, aslında annesi ölünce ölmüştür. Onun çocukluğunu bir üvey annenin acımasız kollarına teslim eden bu baba ölüdür aslında Cemal’in gözünde. Bu gerçeği bilir ama, babasına kıyamaz bir türlü. O hep hasret kaldığı baba sevgisi karşısında bütün suçu yüklenmek zorunda olan bütün masum çocuklar gibi, kendini kör eder. Eğer Cemal, bu dizeyi babası öldükten sonra yazmış olsaydı bir ölümün ardından duyulan ağır keder duygusunun sesi gibi düşünebilirdik. Oysa Cemal babası yaşarken yazmıştır bu şiiri, yaşarken öldürdüğü bir insan için. İki gözü de görmeyen bir babanın karşısında babasını bir türlü göremeyen bir çocuktur o. Onu yok sayan bir baba kördür. O babayı bir çocuk nasıl görsün? Babasını arar ama bulamaz. Yaşayan biri yok olmuştur. Hem de hiç ummadığı bir anda. Annesi ölmüştür. Ona kızamaz Cemal. Ama babası yaşarken ölmüştür. Onu göremez, bulamaz… Hem annesiz hem babasız kalmış bir çocuğun haykırışıdır: Sizin Hiç Babanız Öldü mü?
Cemal’in babasını ölüm elinden almamıştır. Babası kendi kendini öldürmüştür: Hayretler içindedir, bir baba bunu nasıl yapar? Yaşarken kendini nasıl öldürür? Eceliyle ölen bir babaya söylenmeyecek dizeyi söyler: ‘Babamdan ummazdım bunu kör oldum’
Cemal, Sizin Hiç Babanız Öldü mü? şiirini 23 yaşında gencecik bir delikanlıyken, annesinin öldüğü yaşta yazmıştır. Bunun bir rastlantı olmadığını düşünüyorum.
O annesinin öldüğü yaşta bu şiiri kaleme alırken aslında babasına, annesinin ölümünü hatırlatarak, onun öldüğü gün babasın da öldüğünü söylemiştir. Hiç ummadığı bir şekilde. Annesi hep yaşamaktadır onun içinde hasretliği, kocaman sevgisi ve şefkatiyle. Oysa babası ölüdür. O bir anne değil, bir baba aramaktadır. Yirmi üç yaşında da baktığında babası yoktur. O annesinin öldüğü yaştadır. Hem annesiz hem babasız olduğunu görür. Annesinin ölümü babasının da ölümüdür. Babasınınkini yazar. Annesinin hatırasına bir armağan gibidir bu şiir.
Sonrasında, babası öldükten sonra yazdığı tek bir dizeye rastlamayız Cemal’in hayatında.
‘Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Şöylemesine maviydi kör oldum’
Bir çocuk bakışının en saf halidir bu babaya. Aşağıdan yukarıya ‘şöylemesine’ uzayan bir bedene bakış. Bir çocuğun bir görüntüyü tarif edişi… İçi acıyan bir çocuğun boyunun yetmediği bir nesneyi ürküntüyle anlatışı. Bu dizede Cemal’in o masum çocuk ellerini görür gibiyiz. Ölünün yıkandığı hamam taşlarına bakıp ‘annem ölünce babam da öldü neden?’ diye soran bir çocuk.
Şiirde baba sevgisi yok. Çok sevmek istediği babasının zulmüne duyduğu öfkenin utancı var.
Babasının ölümünü yıkarken ağlayan bir çocuk…Ölüsünü değil, ölümünü.
Parçalanmışlığın en ağır dizesi: ‘taşlarda yüzümün yarısını gördüm’ metaforudur.
Taşlar hangi taşlardır acaba? İnsan sormadan edemiyor. Her mezar taşı babamızın adını taşır, yüzümüzün yarısını. Yarısı yoktur zaten Cemal’de. Yüzünün yarısı annesi ile gitmiştir çünkü. Babası yaşarken ölmüştür Cemal’in ve bu bir çocuğun kör olmasıdır hayata …
Şairin o muhteşem dili bir çocuğun haykırışıyla seslenir bize: ‘Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü’. Soyut kötülüğü bilmez çocuk. Kötülüğü, tavır ve canlı cansız nesnelerin kendine karşı eylemiyle tanımlar. Belki de yüzünün çarptığı taş gibi bir yürektir. Yüzü babasının yüzünün yansımasıdır aslında ama diğer yarısı yoktur. Ya parçalanmış ya da parçalamıştır çocuğunun yüzünü eğerken.
Yirmi üç yaşında babasıyla acı içinde yüzleşen çocuk Cemal, ağlamanın gerçek acısını da yine çocuk gözleriyle söyler: ‘Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?’ Sabun, yıkanmaya zorlanan bütün çocukların ağır kaderidir; Sabun, göze kaçar ve ağlatır, ağlarsınız ve yine göze kaçar… Yıkanma gibi masum bir eylemin ardına saklanmış bir eziyet. Bir anne şefkatiyle yıkanmak ister bir çocuk, gözüne sabun kaçmasın diye. Annesi ölmüş bir çocuk hep ağlar ve gözüne kaçan sabun onun kaderidir. Gözyaşlarını temizler sadece. ‘Yüzümden ummazdım bunu kör oldum’ der kıyamadan babasının acı veren varlığına. Suçlu, onun yüzüdür, babasının elleri değil. Yere düşen bir çocuk yüzünün taşlarda parlayan görüntüsü ölümün çok erken içindedir.
Bu şiiri her okuduğumda neden ağladığımı biliyorum, nedenlerimin farkını da…
Çünkü benim babam hiç ölmedi.
Yazar




