Baktım,duvarda durmuş bir saat.Yoksa,başka bir zamanı mı gösteriyor?…………Noktalar mı?belirsizliğin sessiz tanıkları,bende duran gölgeler gibi.Zamanın dili tutulmuş,suskun bir nehir gibi akıyor içimden.Gölgeler yutkundu geceyi,ay, utancını sakladı bulutların ardına.Bir fısıltı geziniyor içimde,ne dünün sesi,ne yarının haberi.Kendi yankımda kaybolmuşum,bir nefes kadar var,bir sessizlik kadar uzak.Yine de,kırık bir yıldızkaranlığı yırtar, umut saçar.Her çatlakta bir sabah doğar,her yarada bir filiz …
Baktım,
duvarda durmuş bir saat.
Yoksa,
başka bir zamanı mı gösteriyor?
……
……
Noktalar mı?
belirsizliğin sessiz tanıkları,
bende duran gölgeler gibi.
Zamanın dili tutulmuş,
suskun bir nehir gibi akıyor içimden.
Gölgeler yutkundu geceyi,
ay, utancını sakladı bulutların ardına.
Bir fısıltı geziniyor içimde,
ne dünün sesi,
ne yarının haberi.
Kendi yankımda kaybolmuşum,
bir nefes kadar var,
bir sessizlik kadar uzak.
Yine de,
kırık bir yıldız
karanlığı yırtar, umut saçar.
Her çatlakta bir sabah doğar,
her yarada bir filiz uyanır.
Kök salmış umut,
taşları bile yarar;
en kuru toprakta bile
bir yeşil inadına uzanır göğe.
Her bir yara,
tohumdan bir bahar;
her acı,
yeniden doğan bir nefes.
Durmuş saat,
belki de başka bir zamanı gösterir —
henüz ulaşmadığımızı.
Ve ben,
o kırık yıldızın ışığında
kendime doğru yürürüm yeniden.
Düşlerimde bir rüzgâr fısıldar,
toprağın altından seslenir umut.
Küllerden örülmüş bir yol,
her adımda yeniden dokunur.
Zamanın kırık aynasında,
yüzümde bir harita belirir.
Her çizgi, bir savaşın izi,
her iz, bir bahçenin müjdesi.
Durmuş saat susar,
ama umut konuşur:
Bir tohum, bir kök, bir gökyüzü.
Ben, o gökyüzüne yürürüm.





