SÜREK AVI

kulağımda çınlayan her düşünce uyandırırdı geceyi uykusundan bozgunlar düşerdi yolumun tenhalığına dürterdi ruhumu, başlayan amansız kovalayış dörtnala ve peşi sıra  geceyi aşmak isterken kaç sabah çelinirdi ufuktan ayaklarımın altından çekilen gölge arşınlayıp düşlerimde büyüyen koca ormanı sürçerdi başka çarpık adımlarda lime lime edilmiş sözcükler düşerdi dilimin ucundan ölmeye uzanmış bir ceylanın gözlerinde ilk ışıkla diş …

kulağımda çınlayan her düşünce uyandırırdı geceyi uykusundan
bozgunlar düşerdi yolumun tenhalığına
dürterdi ruhumu, başlayan amansız kovalayış
dörtnala ve peşi sıra 

geceyi aşmak isterken kaç sabah çelinirdi ufuktan
ayaklarımın altından çekilen gölge
arşınlayıp düşlerimde büyüyen koca ormanı
sürçerdi başka çarpık adımlarda

lime lime edilmiş sözcükler düşerdi dilimin ucundan
ölmeye uzanmış bir ceylanın gözlerinde
ilk ışıkla diş geçirirdi etime bir yitiş vaadi
havaya karışırdı belli belirsiz hırıltılarda

ağır dizeler sökülürdü iç astarımdan
çiçeklenirdi vahşet, boşluğa kanatlanan kâğıtta
alımlardı hakikati olgunlaşmanın hafifliği
yaşamın erdenliğinden akan kanlarla

her ölüm, bir yıldız koparırdı göğün gerdanından
içgüdüsel bir yalnızlık parlardı karanlıkta
pusu kurardı gece puslu, yorgun zihnime
susuşlar yersiz, korkular çığlık çığlığa

görünür olurdu amelim pıhtılaşan yazgımdan
bir fark kalmazdı av ile avcı arasında
yaralıydı ve inceden inceye kanardı gecelerce
yüreklerde yağmalanan ne varsa

/bitip tükenmek bilmez bu sürek avı,
kaç kez öldürürüm geceyi
düşünce, toy sancı
ve kaç kez ölürüm ellerinde
gece, en keskin avcı/

“S’övgü Tanığı” kitabından…

Yazar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gülşah Demirci

Gülşah Demirci