Hastanede Çocuk Olmak

Beyaz duvarların, keskin ilaç kokularının ve ritmik cihaz seslerinin arasında, dışarıdaki dünyadan çok farklı bir zaman akar hastane odalarında. Orada günler, takvim yapraklarıyla değil; tahlil sonuçları, serum süreleri ve pansuman saatleriyle ölçülür. Ama o odaların içinde, her şeyden önce ‘çocuk’ olan, gözlerinde koskoca bir dünya taşıyan mucizeler yaşar. İşte tam da bu yüzden, o beyaz …

Beyaz duvarların, keskin ilaç kokularının ve ritmik cihaz seslerinin arasında, dışarıdaki dünyadan çok farklı bir zaman akar hastane odalarında. Orada günler, takvim yapraklarıyla değil; tahlil sonuçları, serum süreleri ve pansuman saatleriyle ölçülür. Ama o odaların içinde, her şeyden önce ‘çocuk’ olan, gözlerinde koskoca bir dünya taşıyan mucizeler yaşar. İşte tam da bu yüzden, o beyaz koridorların ortasında açılan hastane okulları, sadece birer eğitim yuvası değil; hayata tutunmanın, ‘ben buradayım ve geleceğe yürüyorum’ demenin en asil kanıtıdır.

Hastane sınıfları; kanser tedavisi gören, ağır hastalıklarla mücadele eden o güzel çocuklar, ellerinde serum kelebekleriyle sıralara oturur. Ya da öğretmenleri olarak onların yatağının başucuna gideriz.

Hastane okulları, sınıfları o çocuklara hasta olduklarını unutturan, onlara yeniden ‘öğrenci’ olmanın, büyümenin ve normalliğin coşkusunu veren sihirli alanlardır.

Burada Türkçe dersi sadece dil bilgisi değildir; geleceğe yazılan mektuplardır. Matematik, taburcu olunacak günleri saymanın umutlu yoludur. Bu okullar, çocukların ellerinden çalınmak istenen çocukluğu ve geleceği onlara her gün yeniden hediye eder.

Her daim dediğim gibi ‘Sanat İyileştirir’ sözü çocuklarımıza verdiğimiz umuttur. Bir çocuğun eline fırça verdiğinizde, hastane odasının o soluk rengi birden dağılır. Resim yapmak, kemoterapinin ağırlığına, acıtan iğnelere karşı sessiz ama çok güçlü bir başkaldırıdır. Hastane yatağına bedenen bağlı olan bir çocuk, çizdiği bir kuşla gökyüzünde uçabilir. Acıları renklerle hafifler. İlacın ulaşamadığı ruhsal yaraları iyileşir, yaşama sevincini tetikler. O küçük eller resim yaparken kollarına ya da portlara takılı serum iğneleri unutulur, geriye sadece var olmanın saf mutluluğu kalır.

Her şeye rağmen gülümseyen, maskelerinin altından dünyaya sevgiyle bakan, resim dersinde gökyüzünü maviye boyarken aslında bize umudu öğreten tüm savaşçı çocuklarımıza sıcacık sarılıyorum. Onların kalbindeki o derya deniz masumiyet, en soğuk kış günlerini bile ısıtacak güçtedir. Bu zor günleri hep beraber atlatacağız.

Şifa bekleyen çocuklarımıza, tüm hastalarımıza şifalar diliyorum.

Sevgi ve saygılarımla.

Çocuk hastanesinde yatarak tedavi gören çocuklarımızın yıl boyunca yaptıkları çalışmalar gönüllü resim öğretmeni Serpil SUBAŞI’nın önderliğinde sergilendi.

Yazar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Serpil Subaşı

Serpil Subaşı