Enkazını teşrih masasına yatıran bir kazıcıyım ben Her fırça darbesinde eksiliyor bedenim Her dokunuşta un ufak oluyor ruhum Toprağın karnı hiç konuşulmayan paslı bir dile gebe Ağzımda mühürlenmiş hakikat Kireçlenmiş bir tablet kırığı! Eski bir çöküşü haykırıyor o taş Tekil bir sancıyla "ben" diye çırpınıyor Ben... Beni... Çoğul bir cinayetle örtüyorlar üzerini: Biz... Bizi... Kendi …
Enkazını teşrih masasına yatıran bir kazıcıyım ben
Her fırça darbesinde eksiliyor bedenim
Her dokunuşta un ufak oluyor ruhum
Toprağın karnı hiç konuşulmayan paslı bir dile gebe
Ağzımda mühürlenmiş hakikat
Kireçlenmiş bir tablet kırığı!
Eski bir çöküşü haykırıyor o taş
Tekil bir sancıyla “ben” diye çırpınıyor
Ben…
Beni…
Çoğul bir cinayetle örtüyorlar üzerini:
Biz…
Bizi…
Kendi sesimin yankısından kaçtım
Sıvadım kulaklarımı balçıkla
Masum değiliz
Kazıdıkça sıyrılıyor etimden kemiklerim;
Her katmanda sevişiyor ölümün soğuk nefesiyle
Altında başka bir enkaz kalıntısı, bir toplu mezar
Hiçbiri diğerine akraba değil,
Hiçbiri ötekinin gözündeki o kanlı pıhtıyı görmemiş!
Hu! diyor duvarın içinden yırtıcı sayha!
Ne bağışlanmamış bir veba bu
Ne sahte bir tanrı adı
Bedenin uykudan önce çıkardığı son gıcırtı!
Gece çöküyor üzerine mülkümün
Ben hâlâ orada,
Kendi leşimi kazıyorum
Nefes yok;
Damarlarım eziliyor zamanın ellerinde
Acı
Sağımda çukurun önceki sahibinden miras bir tırnak çiziği:
Bir çocuk
Belki
Solumda kireçe bulanmış eski bir fahişe duası…
Bir idam mahkûmu
Belki
Ben
İnfazımı unuttuğum hileli gecede
Kendi boyumda kalıntılar balçığın içinde,
Dişleri kenetli…
Avuçlarında sımsıkı bir hayat artığı
Kuru bir demet çiçek!
Eğildim kulağına,
Fısıldadım: “Sen de mi?”
Yanıt yok!
Çenesi kırıldı kahkahasındaki gürültüyle,
İçinden ölü bir dil döküldü dizlerime;
Benim bu çağda konuşmayı reddettiğim
O dilde tek bir fiil yok, eylemi kurutmuşlar!
Zaman çoktan yitmiş,
Sıfatların suyu kurumuş,
Özne donakalmış…
Bir dönüşü, bir affı, bir el sallayışı bekliyor.
Ben affetmeyi çoktan kurşuna dizdim
Gelmeyeni beklemek, kalbi çürütmekten başka neye yarar?
Kazıyorum derinimi;
Bir ayna var toprağın kuru kökünde
Kürtaj artığı
Kırık
Yüzüm yedi parça:
Biri gülüyor,
Biri ağlıyor,
Biri bekliyor,
Biri arıyor,
Biri anıyor,
Biri bana bakmaya tenezzül etmiyor
Öbürlerini göremiyorum,
Parçalar…
Aynı bendeki cinayete ait değil!
Kazıyorum derinimi;
Bir kapı…
Kilidi yok açılmıyor
Dokunduğunda parmaklarım, izleri eritiyor ahşabı.
Ufalanıyor taş ufalanıyor an
Toz tanelerini üflüyorum.
Anlıyorum;
Kazmıyorum, gömüyorum ben!
Her gün özümden çıkardığım özü
Biraz daha derine itiyorum tırnaklarımla
Hu! diyor ses yine;
Hu!
Belki kara bir masal bu,
Belki artık çok geç demek.
Biliyorum, çağırıyor toprak beni;
Tablet kırık,
Dil çürük
ve
Ben hâlâ buradayım:
Kendi mezarında sesimin!
Ölü dil eski zaman ninnileri söylüyor şimdi;
Ben değilim o ağıdı dinleyen.
Benim yüzüm,
Benim adım,
Ama…
Ben yokum!
Geriye kalan:
Sadece çukur,
Sadece taş,
Koca bir HİÇ!
Yazar





