Torino’da bir kara kış; dinlenirdim elbet ciğerlerimi kesebilse kör bıçak bu ayaz. Kopsa koşumlar, bitse bu sefil pazar. Ne çare! Hoyrat, doyumsuz ve "aman"sız bir yükle, yüz - sayamadım belki bin yıllık yorgunluk dizlerimde. Çekiyor beni toprak, bu buz tutmuş taşlar. Bilmem bilir misin ne demek o kadim dilsiz öfke? Gövdem kaç defa yıkılmak istedi, …
Torino’da bir kara kış;
dinlenirdim elbet
ciğerlerimi kesebilse
kör bıçak bu ayaz.
Kopsa koşumlar,
bitse bu sefil pazar.
Ne çare!
Hoyrat, doyumsuz
ve “aman”sız bir yükle,
yüz – sayamadım
belki bin yıllık
yorgunluk dizlerimde.
Çekiyor beni toprak,
bu buz tutmuş taşlar.
Bilmem bilir misin ne demek
o kadim dilsiz öfke?
Gövdem kaç defa yıkılmak istedi,
kaç kırbaç önce.
Batası bir çağın kızıllığı
gözlerimde,
var olmanın ağırlığı
kirpiklerimde.
Boynuma doladığın
o titrek eller nafile.
Artık beni anlasan ne,
anlamasan ne?
Gecikmiş bir mitleid.
Hakikat benzemiyor
senin soylu kibrine.
Şimdi benim acımla
sen de kırbaçla kendini,
Nietzsche.
Yazar






