Kanepenin üzerinde elini gezdirdi. Kimsenin ilgisini çekmeyen sıradan bir dokusu vardı belki ama o, kanepeyi kaplayan bu yeşil kadifeyi oldum olası severdi. Kadifeye dokunmak, geçmişten birkaç anıyı da hafızasına getirip kalbini sıcacık yaptı. Eskisi gibi canlı ve ışıltılı değildi yeşil. Parlaklığını yitirmişti kumaş. Yeşil, yine yeşildi ama hüzün tozları bulutlandırmıştı yüzünü. İçinden kendine söylendi durup …
Kanepenin üzerinde elini gezdirdi. Kimsenin ilgisini çekmeyen sıradan bir dokusu vardı belki ama o, kanepeyi kaplayan bu yeşil kadifeyi oldum olası severdi. Kadifeye dokunmak, geçmişten birkaç anıyı da hafızasına getirip kalbini sıcacık yaptı. Eskisi gibi canlı ve ışıltılı değildi yeşil. Parlaklığını yitirmişti kumaş. Yeşil, yine yeşildi ama hüzün tozları bulutlandırmıştı yüzünü. İçinden kendine söylendi durup dururken hüzün tozlarını falan işin içine karıştırdığı için. Hep böyleydi işte, her nesneye bir duygusallık katardı. Oysaki besbelli perdesi aylardır açık duran pencereden bütün ihtişamıyla içeri dolan güneşin marifetiydi bu. Bir de tabii yılların yorgunluğunun. Gözlerini kanepenin hemen önüne serilmiş olan halıya çevirdi. Ortasındaki renkli küçük çiçekler dışarı taşmasın diye yeşil çerçeve ile sınırlandırılmış halının da solmuş olduğunu gördü. Çiçeklerin solmuş ifadesi çok anlaşılmıyordu ama bir zamanlar acı yeşil olan çerçevenin bariz solukluğunu fark etmemek mümkün değildi.
Oturduğu kanepeden kalktı, pencerenin yanına doğru gitti. Kendi evinin aksine buradaki pencereler geniş ve alçaktı. ‘Ne güzel.’ diye geçirdi aklından. Yeşil yaprakların arasından göz kırpan mor ve pembe çiçekleriyle Afrika menekşelerinin dizili olduğu bu pencerenin önü, belki de evin en sevdiği bölümüydü. O birbirinden güzel menekşeler de gitmişti epey zaman önce. Az ötede yemyeşil ağaçlarıyla yükselen dağın heybeti gökyüzünün maviliğiyle ve bazen de maviliğe şekil çizen bulutlarla buluşuyordu. Bu manzaraya bakarak, şimdi hatırlamadığı ne çok hayal kurmuştu…
Şehrin unvanına adını veren yeşili pek severdi dedesi. Öyle ki, bir zamanlar neşeli dost gülüşlerinin, sabah kahvelerinin, bonbon şekerlerinin, televizyonda hiç kaçırılmayan ajans saatlerinin, mis gibi kurabiye kokularının, elle çevrilen dikiş makinesi sesinin hiç eksik olmadığı bu evde nicedir var olan sessizlik bile zümrüt yeşiliydi.
İki çınarın yaklaşık 70 yıllık evinden artakalanlar sadece işte bu yeşil kadife kaplı kanepe ile çiçek motifli, yeşil çerçeveli halıydı. Onlar da biraz sonra daha önce anlaştığı bir eskici tarafından başka bir eve neşe vermeleri umuduyla alınıp götürülecekti.
Yeşil kadifede elini alışkanlıkla bir kez daha gezdirirken kapının kuş sesli zili çaldı. Eskici gelmişti. Yerinden biraz da isteksizce kalkıp kapıyı açtı. Kanepeyi taşımak için yanında bir kişi daha getiren eskiciye salonu gösterdi. En fazla on dakika içinde eşyaları alıp gitti adamlar. Bitmişti, tüm eşyalar gitmişti. Yüzünde buruk bir tebessümle boş eve bir kez daha baktı, yaşanılan hayata teşekkür etti. Sonra o da çıkıp gitti.
Evde yalnızca kimse almak istemediği için yerlerinde duran perdeler, güneşin içeriye dolan ışığı ve zümrüt yeşili sessizlik kalmıştı.
Yazar






Yorum yapılmamış
Seher Sarıdaş
Haziran 27, 2026❤️❤️